İnsan Kendine Nasıl İhanet Eder?

İnsan kendine ihaneti çoğu zaman fark etmez. Çünkü bu ihanet ne bir bıçak gibi saplanır, ne de bir tokat gibi yüzüne çarpar. Sessizdir. İçten içe büyür. Bir alışkanlık gibi yerleşir. Önce küçük seçimlerle başlar: hayır demen gerekirken evet dersin, yorulmuşsundur ama hâlâ kalmaya çalışırsın, incinmişsindir ama “önemli değil” dersin. Sonra daha büyür, sesin kısılır. Zihnin karışır. Kendi ihtiyaçlarını anlamaz olursun. O zaman başlamıştır işte ihanetin en derini: kendini terk etmişsindir ama farkında bile değilsindir.

Kendine ihanet, başkalarını mutlu etmek adına kendini susturmakla olur. Birilerini kaybetmemek için kendini kaybedersin. İçinden gelen sesi bastırırsın. Kalbinin attığı yöne gitmek yerine, toplumun uygun gördüğü yoldan yürürsün. Sana ait olmayan rolleri oynamaya başlarsın. “Güçlü olmalıyım, anlayışlı olmalıyım, herkes beni sevmeli” derken en çok seni seven, seni yavaş yavaş terk eder. O terk edilmiş yerde ne olur bilir misin? Sessizlik büyür. Tatminsizlik yerleşir. Aynaya her baktığında tanıyamadığın bir yüz görmeye başlarsın.

Bazen işimizi seçerken, bazen bir ilişkiye katlanırken, bazen sırf yalnız kalmamak için yanlış insanların arasında kalırken ederiz bu ihaneti. Çünkü içimizdeki değersizlik korkusu, dış onay arayışımızdan daha derinleşmiştir. “Bari onlar beni sevsin” derken, kendini sevememeye başlarsın. Stoacılar der ki, “Dış koşullar bizim kontrolümüzde değildir ama tepkilerimiz öyledir.” İnsan kendine, başına gelen olaylardan değil, bu olaylara nasıl tepki verdiğinden dolayı ihanet eder. Bir şeyin seni yıpratmasına izin verdiğin her an, kendi sınırlarını terk etmişsindir. Her “bana dokunmasın” diye sessiz kaldığın yerde, kendinden bir parçayı yitirmişsindir.

Okumaya devam et İnsan Kendine Nasıl İhanet Eder?