Telaşsız Sabahlar, Uzun Kahvaltılar Üzerine…

İnsanın hayata karşı savunmasını indirdiği, saatlerin hükmünü kaybettiği bazı anlar var. Benim için o anlardan birisi de telaşsız sabahlar… Telaşsız sabahlar ve uzun kahvaltılar…Alarmın sert sesiyle değil, güneş ışığının perde aralığından usulca sızmasıyla başlar gün. Pazar sabahlarının kendine özgü bir sessizliği vardır; şehir bile konuşmamaya karar vermiş gibidir. Dışarıdan gelen tek ses, uzaktan geçen bir arabanın boğuk uğultusu ya da bir kuşun kararsız ötüşüdür. Acele yoktur. Olması gereken hiçbir yere yetişme zorunluluğu da…

Uzun kahvaltılar, aslında yalnızca yemekle ilgili değildir. Masaya yayılan peynirler, yavaşça demlenmiş çay, kızarmış ekmeğin kokusu; hepsi birer bahanedir. Asıl mesele, zamanın ilk kez bize ait olmasıdır. Çatal bıçak sesleri bile telaşsızdır. Bir lokma alınır, ardından durulur. Düşünceler acele etmez, konuşmalar yarım kalmaz. İnsan, kendi iç sesini bastırmadan dinleyebilir.

Pazar sabahı kahvaltıları, haftanın bütün yorgunluğunu sessizce toplar ve bir kenara bırakır. O masada otururken, yapılmamış işler suçluluk duygusu yaratmaz. Telefonlar daha az kontrol edilir, bildirimler önemini kaybeder. Hayat, nadir anlardan birinde, “bekleyebilirim” der. İşte o an, insanın içindeki düğüm yavaş yavaş çözülmeye başlar.

Okumaya devam et Telaşsız Sabahlar, Uzun Kahvaltılar Üzerine…