Uzun otobüs yolculuklarında hep aklıma aynı şeyler gelir. Dağın başında tek başına evler görünce, burada neden ve nasıl yaşadıklarını merak ederim. Aslında kimi zaman hepimiz böyle ıssız tepelerde sessiz sakin bir evin hayalini kurarız. Orada yaşamayı göze alamayız ya o başka tabi. Otobüs dinlenme tesislerinde mola verince yine aynı düşünceye kapılıyorum istemsizce. Burada çalışan insanlar nerede oturuyor acaba? İşe nasıl gidip geliyorlar? Bu iş yapılır mı? Dinlenme tesislerinde herşeyin normalden çok pahalı olduğunu düşününce kârlı bir iş gibi geliyor. Ama yinede otobüs’ün camlarını yıkayan dayının, tuvaletlerin önünde para alan amcanın, gözleme tost yapıp satan teyzenin iç dünyasını merak etmeden duramıyorum. Aklıma garip garip şeyler geliyor dinlenme tesisinde. İç sesim adeta Oğuz Atay’ın arkadaşı #Olric gibi konuşuyor benimle.
Dinlenme tesislerinin garip bir güzelliği var. Tarif etmesi güç. Saat gecenin kaçı. Yaz kış fark etmez soğuk hava. Dinlenme tesisine girerken otobüsün bu sesi ile uyanıyorum. Bilirsiniz, otobüsler genellikle tesislere yaklaşınca #şu garip sesi çıkarırlar. (#Retarder sesiymiş) Dinlenme tesisine yaklaştığını bu sesten anlıyorum. Uyanıyorum çünkü otobüsün ışıkları açıldı. Otobüsten iniyorum, otobüsün camı yıkanırken göz ucuyla plakaya bakıyorum dönünce yanlış otobüse binmeyeyim. Hediyelik eşya ve lokumlara bakarak tuvalete gidiyorum. Tost gözleme falan atıştırmalık birşey alıyorum. Yanında da çay. Otobüsün önünde yiyorum. Aman otobüsü kaçırmayayım. İnternet çekiyorsa haritadan varış yerine kaç kilometre, kaç saat kaldığına bakıyorum. Dinlenme tesisindeki anonsu dinleyip otobüse biniyorum geri uyuyorum…
Okumaya devam et Dinlenme Tesisi