Adını Bile Hatırlamadığım Bir Şeyi Bekliyorum

Bazı bekleyişler vardır… Birinin gelmesini değil, bir şeyin olmasını değil; sadece içimizdeki o belirsiz boşluğun dolmasını bekleriz. Ama tam olarak neyi beklediğimizi bilmeden.

Sadece zaman geçer. Takvim yaprakları değişir, mevsimler döner, çevrendeki insanlar başka hayatlara karışır. Ama sen hâlâ aynı yerde, aynı histe, aynı yarım kalmışlığın içindesindir. Bir şey eksiktir. Ne olduğunu tanımlayamazsın ama onun yokluğu seni her gün biraz daha ağırlaştırır.

Ve bekledikçe… unutursun. Kimi bekliyordun, neden bekliyordun, neyin hayalini kurmuştun… Zaman, hafızanın kenarlarını siler. Önce kimi beklediğini unutursun, sonra neyi beklediğini. Ama beklemek kalır. O hâlâ oradadır. Adı olmayan, yönü olmayan, sebebi olmayan bir bekleyiş.

Okumaya devam et Adını Bile Hatırlamadığım Bir Şeyi Bekliyorum

Yoruldum Ama Sebebini Bilmiyorum

Her sabah aynı kahveyi içiyor, aynı yolu yürüyor, aynı boşluğu doldurmaya çalışıyorum. Belki de hayat, başlangıçta büyük bir hevesle başladığımız ama zamanla sadece katlanmayı öğrendiğimiz bir oyundur. Yaşamak, belki de gerçekten yaşamak değil, yalnızca alışmaktır: Acıya, eksikliğe, beklentilere, yalnızlığa… İnsan bazen, bir süre sonra sevmediği şeyleri bile benimser; çünkü alışmak, unutmanın bir yoludur belki de. Peki biz gerçekten yaşıyor muyuz, yoksa sadece alışıyor muyuz?

Alışmak; bazen iyileşmek, bazen körleşmek demek. Önce seni üzen şeyleri dert ediyorsun, sonra susturuyorsun iç sesini. “Olsun” diyorsun, “hayat böyle işte”. Zamanla daha az konuşuyorsun, daha az tepki veriyorsun, daha çok susuyorsun. İçin bir çöle dönüşüyor. Kimi zaman kendini bile tanıyamıyorsun. Bir bakmışsın, bir ömür geçmiş. Ne zaman sevindin gerçekten, ne zaman üzüldün? Belki de o duygular bile birer alışkanlıktan ibaretti. Seviyormuş gibi, gülüyormuş gibi, yaşıyormuş gibi…

Okumaya devam et Yoruldum Ama Sebebini Bilmiyorum