Yoruldum Ama Sebebini Bilmiyorum

Her sabah aynı kahveyi içiyor, aynı yolu yürüyor, aynı boşluğu doldurmaya çalışıyorum. Belki de hayat, başlangıçta büyük bir hevesle başladığımız ama zamanla sadece katlanmayı öğrendiğimiz bir oyundur. Yaşamak, belki de gerçekten yaşamak değil, yalnızca alışmaktır: Acıya, eksikliğe, beklentilere, yalnızlığa… İnsan bazen, bir süre sonra sevmediği şeyleri bile benimser; çünkü alışmak, unutmanın bir yoludur belki de. Peki biz gerçekten yaşıyor muyuz, yoksa sadece alışıyor muyuz?

Alışmak; bazen iyileşmek, bazen körleşmek demek. Önce seni üzen şeyleri dert ediyorsun, sonra susturuyorsun iç sesini. “Olsun” diyorsun, “hayat böyle işte”. Zamanla daha az konuşuyorsun, daha az tepki veriyorsun, daha çok susuyorsun. İçin bir çöle dönüşüyor. Kimi zaman kendini bile tanıyamıyorsun. Bir bakmışsın, bir ömür geçmiş. Ne zaman sevindin gerçekten, ne zaman üzüldün? Belki de o duygular bile birer alışkanlıktan ibaretti. Seviyormuş gibi, gülüyormuş gibi, yaşıyormuş gibi…

Alışmak, bazıları için bir kurtuluş. Çünkü hissetmek acıtır. Hatırlamak kanatır. Ama ya yaşamak buysa? Gerçekten yaşamak, hissetmek, sevinmek, kırılmak, ağlamak ve bazen de dağılmaksa? Biz ne zaman bu kadar kabuklaştık? Ne zaman hayatı sadece “geçip gitmesi gereken bir şey” olarak görmeye başladık? Her şeyin geçici olduğunu bilerek, hiçbir şeye gerçekten bağlanmadan yaşamak… Hayat, gerçekten bu mu?

Ve işte en can alıcı soru: Eğer yaşamak sadece alışmaksa, biz neyi kaybettik?

“Yoruldum Ama Sebebini Bilmiyorum” üzerine 2 yorum

  1. Selam Mustafa,

    Yazını okudum ve bir yerden sonra cümlelerini değil, kendi iç sesimi okur gibi hissettim. Ne garip değil mi, aynı kahveyi içiyoruz, aynı yollardan geçiyoruz, aynı suskunluğu taşıyoruz. Sanki herkesin içinde gizli bir çöl var ve bazen o çöl o kadar genişliyor ki kendimize bile uzaklaşıyoruz.

    Senin de dediğin gibi: insan alışıyor. Belki de hayatta kalmanın yolu bu. Ama ne zaman yaşamakla alışmak birbirine karıştı, işte onu hatırlamak zor. Çünkü bazı alışkanlıklar fark edilmeden başlıyor, sonra içimize yerleşiyor, sonra biz oluveriyor.

    Ve evet, hissetmek gerçekten acı veriyor. Ama hissetmemek… o daha da korkutucu. Seviniyormuş gibi, yaşıyormuş gibi olmak… bu “mış gibi”ler insanı en çok yoran şey belki de. Belirsiz bir yorgunluk, ismini koyamadığın bir eksiklik.

    Ama belki de hâlâ umut var. Belki bir sabah, aynı kahveyi içerken değil de farklı bir tatla güne başlarken değişir her şey. Belki de hayat, ara sıra cesaret edip alışkanlıkları kıranlar için yeniden başlar. Ve belki yaşamak, her şeye rağmen yeniden hissetmeyi göze almaktır.

    Senin sorunun cevabı bende yok belki ama şunu söyleyebilirim: Bu sorgulaman bile hâlâ içinin canlı olduğunu gösteriyor. Susmayan iç ses, hâlâ seninle. Bu bile az şey değil.

    1. Merhaba Hızlı Yazar,

      Öncelikle yorumun için teşekkür ederim, seni burada görmek çok güzel. Seni burada görünce çok mutlu oldum 🙂 Yorumun çok güzel, adeta yazının devamı gibi. Benim hissedip yazamadıklarımı yazmışsın. Ve özellikle yorumunda geçen şu cümleni çok beğendim: “Belki de hayat, ara sıra cesaret edip alışkanlıkları kıranlar için yeniden başlar.” İçimde susmayan sesi buralara yazmaya devam edeceğim…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir