Mutlu Olmak İçin Bir Sebebim Yoktu, Ben de Yazdım

Bazı sabahlar öylece uyanırsın. Ne güneşin doğuşu anlamlı gelir, ne çayın kokusu. İçinde belirsiz bir ağırlık… Ne tam bir hüzün, ne de açıkça tanımlanabilen bir yorgunluk. O gün, hiçbir şey seni heyecanlandırmaz. Kimseyi kırmak istemezsin ama kimseyle konuşmak da istemezsin. İşte öyle günlerde yazmaya başladım ben. Çünkü mutlu olmak için elimde bir sebep yoktu, ama yazmak için hep bir sebep, hep bir boşluk vardı içimde.

Yazmak benim için bir seçimden çok bir ihtiyaçtı. İçimde susan ne varsa, kalemle konuşmaya başlıyordu. Anlatamadıklarım, sustuklarım, biriktirdiklerim… Hepsi kelimeye dönüşünce anlam kazanıyordu. Çünkü bazen biri sormadığında da anlatmak istersin. Anlatacak kimsen yoksa, bir kalem bir kağıt bile yeter.

Yazmak, kendime açtığım bir pencere oldu çoğu zaman. Kendimi başkasına değil, ilk kez kendime anlattım. Hangi cümlede incindim, hangi satırda ağladım, hatırlamıyorum ama çoğu yazıdan sonra biraz daha hafifledim. Bazen hiçbir yerde yayınlamadığım, sadece taslak olarak unuttuğum satırlar oldu. Ama o cümleleri yazmasaydım, içimde daha çok yer kaplayacaklardı.

Mutluluk hep büyük bir şey sanıldı. Oysa bazen sadece içini dökebilmek bile yetiyor. Günün sonunda mutlu olmak hâlâ büyük hedefler arasında yer almıyor belki ama, içimde bir sessizlik varsa onu satırlara bırakabiliyorum. Bu da bana yetiyor.

Yazmak iyileştirmiyor belki her şeyi ama daha az kanatıyor. Bazı duygular konuşunca hafiflemiyor, çünkü karşılık bekliyor. Ama yazınca, kimseye açıklama borcun yok. Kimse itiraz etmiyor, kimse “Ama öyle değil” demiyor. Sadece anlatıyorsun. Sadece kendin için.

O yüzden bu cümleyi içimden defalarca geçirdim, sonra yazıya döktüm: Mutlu olmak için bir sebebim yoktu. Ben de yazdım.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir