Bazı bekleyişler vardır… Birinin gelmesini değil, bir şeyin olmasını değil; sadece içimizdeki o belirsiz boşluğun dolmasını bekleriz. Ama tam olarak neyi beklediğimizi bilmeden.
Sadece zaman geçer. Takvim yaprakları değişir, mevsimler döner, çevrendeki insanlar başka hayatlara karışır. Ama sen hâlâ aynı yerde, aynı histe, aynı yarım kalmışlığın içindesindir. Bir şey eksiktir. Ne olduğunu tanımlayamazsın ama onun yokluğu seni her gün biraz daha ağırlaştırır.
Ve bekledikçe… unutursun. Kimi bekliyordun, neden bekliyordun, neyin hayalini kurmuştun… Zaman, hafızanın kenarlarını siler. Önce kimi beklediğini unutursun, sonra neyi beklediğini. Ama beklemek kalır. O hâlâ oradadır. Adı olmayan, yönü olmayan, sebebi olmayan bir bekleyiş.
Beklemek, yalnızlığın en sessiz hâlidir. Bir kahve soğur masanda, bir şarkı çalar geçer, bir mektup asla yazılmaz. Ve sen tüm bunları fark edemeyecek kadar “bir şeyin” olmasını beklersin. Belki bir mesaj, belki bir tesadüf, belki de sadece bir “iyi misin?” Ama gelmez. Ve sen, o gelmedikçe biraz daha kendinden uzaklaşırsın.
Bir gün aynaya bakarsın. Ve tanımazsın kendini. Çünkü sen artık sen değilsindir. Beklemek seni başka bir şeye dönüştürmüştür.
Günler geçtikçe, sadece “bekleyen biri” hâline gelirsin. Bir kimlik değil, bir eylem. Bir varlık değil, bir hâl. Bekleyen.
O yüzden insan en çok neyi beklediğini hatırladığında acır canı. Çünkü o zaman anlar ki: Sadece beklememiştir. Kendini yavaş yavaş bırakmıştır.
“Adını bile hatırlamadığım bir şeyi bekliyorum” demişsin.
Ne kadar tanıdık, ne kadar sarsıcı bir cümle bu. Okurken, cümlelerin arasına saklanmış kendi suskunluklarımı yakaladım.
Çünkü hepimiz en az bir kez belki bir yaz mevsiminde, belki bir gece vakti pencere kenarında o “adı konulamayan” bekleyişin misafiri olduk. Sadece birini değil, sadece bir haberi değil; kendimizi, bütünlüğümüzü, anlamımızı bekledik. Belki farkında bile olmadan.
Senin yazında geçen şu cümle aklıma çakıldı:
“Beklemek, yalnızlığın en sessiz hâlidir.”
Ne doğru. Kalabalıklar içinde görünmez, sessiz, sessizliğin bile duyamadığı bir hal bu. Çevremiz dönüyor, dünya akıyor, takvim değişiyor ama biz yerimizde kalıyoruz. Çünkü beklemek, sadece bir eylem değil, bir duraksama biçimi değil artık. Bir kimliğe dönüşüyor. “Bekleyen biri” olmak. İşte en acı kabuklardan biri bu.
Ama şunu da sormadan edemiyorum:
Ya bu bekleyişi sürdüren aslında bizsek?
Yani eksikliğini hissettiğimiz şey, dışarıdan gelmeyecek bir tamamlanışsa?
Çoğu zaman “bir şey” bekliyoruz çünkü kendimizle yüzleşmekten kaçıyoruz. O boşluk dolmasın diye, içimizde yankılanan soruları susturuyoruz. “Bir şey” gelsin de bizi kurtarsın istiyoruz. Ama kimse gelmiyor. Ve asıl can yakan o son fark ediş oluyor: Beklediğimiz hep kendimizmişiz.
O yarım kalmış halimizi tamamlayacak tek kişi de bizmişiz. Şunu söylemek istiyorum sana ve bu yazıyı okuyan herkese:
Evet, beklemek tüketir.
Ama bazen de, uzun bir bekleyişin ardından “artık yeter” dediğin an başlar iyileşme. O ilk adım, o ilk silkeleniş…
Kendini yeniden hatırlamak, yeniden inşa etmek için belki de o bekleyişin sonuna kadar gitmek gerekiyordu. Belki de unutmak değil, kendini yeniden yazmak gerekiyordu.
Ve o zaman, aynaya tekrar baktığında…
Belki tanımadığın o kişi yeniden sen olur. Ya da yepyeni bir “sen”e dönüşür.
Ama bu kez, bekleyen değil, yürüyen bir sen.
Merhaba Hızlı Yazar, bu güzel yorumun için çok teşekkür ederim 🙂
İşyerinde nöbette gecenin bir yarısı, bu yazının ilk cümlelerini yazmaya başladığımda “ben neyi bekliyordum ki acaba, bu yazı ne ile alakalı?” diye çokça düşündüm. O an yazının başlığı ortaya çıktı: “adını bile hatırlamadığım bir şeyi bekliyorum”
Sonrası malum 🙂 Bir baktım yazı uzadıkça uzadı, kendi kendime konuştuklarımı dökünce ortaya böyle bir yazı çıktı. Güzel de olsun bence… Yorumunuzda bana göre yazıda ne çarpıcı ve vurucu olan cümleleri sizde yakalamışsınız. Yazdıklarımın, yazarken ifade etmek istediklerimin, satır aralarından yakalanması çok mutlu ediyor beni. Teşekkür ederim bu güzel yorumunuz için 🙂
Birşeyler bekler ken kendimize geç kalmayalım lütfenn mesela ben eskisi gibi değilim artık ve gerçekten kendimi kötü hissediyorum yaşayamadım hayat için
Merhaba Ela,
Çok doğru bir noktaya değindiniz. İnşallah bende kendime geç kalmam. Hayat dolu bu anlamlı tavsiye için teşekkür ederim 🙂