Birine Değil, Kendime Mektup Yazdım

Bu kez birine değil, kendime yazdım mektubu. Çünkü fark ettim ki hep başkaları için bir şeyler söyledim, yazdım, bekledim. Oysa en çok susan bendim kendime karşı. En çok ihmal ettiğim, en az sorduğum “nasılsın?” cümlesi kendimeydi. Bu yüzden kalemi elime alıp, uzun zamandır susturduğum iç sesime mektup yazdım. Geçmişteki halimi düşündüm, çocukluğumu, ergenliğimi, kırgınlıklarımı, bir şeyler olur sandığım ama olmayan yılları. Yanlış kararlarımı da kucakladım bu mektupta, doğru sandıklarımın yanlış olduğunu çok sonra fark ettiğim günleri de. Kendime kızdığım yerler vardı, itiraf edemediklerim, kaçtıklarım. Ama hepsini tek tek yazdım. Çünkü bu mektup, bir hesaplaşma değildi. Bir kabullenmeydi. “Olduğun gibi olmayı öğreniyorsun yavaş yavaş” dedim kendime. “Eskisi gibi hemen kırılmıyorsun, ama hâlâ içten içe alınıyorsun bazen, biliyorum. Yine de iyi gidiyorsun, sabırlı olmayı öğreniyorsun.” Hayatın çok daha büyük acıları olduğunu gördükçe, kendi dertlerimi küçümsemeden ama onların üstünde de ezilmeden yaşamayı öğrendiğimi fark ettim.

Bu mektubu yazarken anladım ki, içimde büyüttüğüm yaralar birer öğretmen olmuş aslında. Her kayıp, her bekleyiş, her geç kalan şey bir şeyler bırakmış bana. Daha az konuşup daha çok dinlemeyi öğrenmişim mesela. İnsanlara değil, kalbime kulak vermeyi. Ve en çok da şunu öğrendim: Kendine yazmadığın her mektup, eksik kalıyor. Başkalarına anlatmak yetmiyor bazen, kendine anlatman gerekiyor. Çünkü asıl barışman gereken, o kırık aynada gördüğün kişi. Bu yüzden şimdi aynaya bakıp sadece gülümsüyorum. Ne fazla, ne eksik. Olduğu gibi. “Senin de hikâyen var ve bu hikâye yazılmaya değer” diyorum. O yüzden yazıyorum bu mektubu. Unutmamak için değil; hatırladığımda yüzümde bir tebessüm oluşsun diye. Çünkü kendine mektup yazmak, kendine iyi davranmanın en sessiz ve derin yolu.


“Birine Değil, Kendime Mektup Yazdım” üzerine 6 yorum

  1. Sevgili Nizamettin,

    Bu satırları 2025 yılındaki halin yazıyor. Henüz yolun tam ortasındasın; yaşadıklarınla olgunlaşmış ama hâlâ içinde kıvılcımı sönmemiş bir adam. Belki bu mektubu okuduğunda, saçlarında biraz daha beyaz, sesinde biraz daha dinginlik olacak. Ama umarım hâlâ yazıyorsundur. Çünkü senin hikâyeni başkası yazamaz.

    Hatırlıyor musun, bir blog açmıştın? Belki büyüdü, belki küçüldü, belki tamamen başka bir şeye dönüştü. Ama o site, senin “ben de anlatmak istiyorum” dediğin ilk andı. Bir sesin, bir iz bırakma çabanın başlangıcıydı. Eğer hâlâ yazıyorsan, o ateş sönmemiş demektir.

    Umarım hâlâ çayın demini bulduğunda sessizliği dinliyorsundur. Belki o sessizlikte geçmişinle konuşuyorsun — belki babanla, belki kendi gençliğinle. Çünkü senin için sessizlik bir kaçış değil, bir düşünme biçimiydi.

    Bu mektubu okurken dönüp bir bak kendine: Kaç hayalini gerçekleştirdin? Hangilerini erteledin ama içinde hâlâ taşıyorsun? Hayat seni nereye savurduysa, umarım sen yine de kendi rotanı çizmeyi başardın.

    İçinde hâlâ yazmaya, üretmeye, eleştirmeye, anlamaya dair bir istek varsa… o yeter. Çünkü sen hiçbir zaman kalabalığın peşinden gitmedin. Her zaman “birkaç kelimeyle bile olsa doğruyu söylemek” istedin. Bu, seni zaten farklı kılıyordu.

    Ve eğer bir gün bu mektubu okurken gülümseyip “iyi ki o zaman vazgeçmemişim” diyorsan, işte o zaman bütün çabaların boşa gitmemiş demektir.

    Unutma Nizamettin,
    hayat ne kadar değişirse değişsin, senin kalemin hep gerçeğin etrafında dönen bir pusula olacak.

    Sevgiyle,
    2025’teki halin.

    ¥¥¥

    Evet, sevgili Mustafa bu blogu 10 yıl boyunca açık tutman lazım. 10 yıl sonra kendime yazdığım bu mektubu tekrar okuyabileyim diye.

    Görüşürüz..

Cem Kazan için bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir