Turgut Uyar’ın Derin Anlatımı: Yazmadıkça Ağlıyoruz

Turgut Uyar’ın Palyaço şiirinde geçen şu dizeler, bazen hüzünlü, bazen öfkeli, ama her zaman derin bir anlam taşır:

“Bitmedi, yazacağım daha
Yazmazsam ağlayacağım çünkü
Alçakça olacak biraz.”

Bu dizeler, bir şairin içsel çığlığını ve yazıya olan ihtiyaçlarını anlatan basit ama güçlü bir ifadedir. Turgut Uyar, yazmanın bir zorunluluk olduğundan bahseder. Bir şair, bir sanatçı, kelimelerle dünyasını kurar ve o kelimeler ona hayat verir. Yazmadığında, sözcükleri özgür bırakmadığında bir şey eksik kalır. Bir eksiklik, bir boşluk… Bu boşluk, duyularımızı acıtır, ruhumuzu daraltır.

Şairin “Yazmazsam ağlayacağım” dediği an, kelimelere duyduğu büyük ihtiyacı, kendisini ifade etme arzusunu gösteriyor. Yazma, sadece bir eylem değil, varoluşun ta kendisidir. İçsel bir boşluk yaratır yazmamak; yazmak ise o boşluğu dolduran bir çözüm. Uyar, burada yazmanın bir tür terapi, bir tür özgürleşme olduğunu vurgular. Eğer yazmazsa, içindeki bu huzursuzluğu dışarıya yansıtmakta zorlanacaktır. Bu yüzden, yazma zorunluluğu bir sanatçının en büyük güdüsü haline gelir. Yazmadıkça, ruhumuzun karanlık köşelerine hapsoluruz.

“Alçakça olacak biraz.”
Bu dizede bir itiraf gizlidir. Şair, yazmamanın bir tür alçaklık olduğuna inanır. Kendini ifade etmenin, sözcükleri ve duyguları dışa vurmanın bir sorumluluk olduğu duygusunu taşır. İçsel bir rahatsızlık yaratır yazmamak; kendine karşı bir alçaklık, bir ihanet gibi hissedilebilir. Kimi zaman yazmamak, bastırmak, susmak bir tür kendine ihanet olur. Şair burada, kelimelerle özgürlüğüne kavuşamayacaksa, varoluşu eksik kalacakmış gibi hisseder. Yazmak, bir tür isyan gibi gelir.

Okumaya devam et Turgut Uyar’ın Derin Anlatımı: Yazmadıkça Ağlıyoruz

Hayatın Sustuğu Yer: Sabah 03.17

Saat 03.17.
Uykunun çoktan kaçtığı, şehrin sesinin neredeyse yok olduğu o keskin zaman dilimi. Ne gündüzün telaşı var, ne gecenin yorgunluğu. Zaman durmuş gibi. Sokak lambalarının altı hâlâ aynı renkte ama artık başka bir yalnızlıkla parlıyor. İçeride, dışarıda, her yerde bir durgunluk… İnsan bazen tam da bu saatlerde fark ediyor: Asıl sessizlik dışarıda değil, içinde.

Bu saatlerde hayat, tüm makyajını çıkarıyor. Rol yapmıyor kimse. Sosyal medyada hiçbir şey paylaşılmıyor, bildirimler susmuş, telefon ekranı öylece karanlık. İnsanları değil, duvarları dinliyorsun. Zihnin, susturmaya çalıştığın her düşünceyi sırayla önüme koyuyor. Gün boyu üzerini örttüğüm ne varsa, geceyle birlikte tekrar canlanıyor.

03.17’de geçmişin ayak sesleri duyulur. “Şu kararı almasaydım nasıl olurdu?”, “Neden o mesajı atmadım?”, “Beni gerçekten seven oldu mu?”, “Ben kime dönüşüyorum?” İnsanın aklına, hiç zamanında düşünülmeyen sorular geliyor. Çünkü gündüz insanın dikkatini dağıtan binlerce şey, bu saatte yok. Maskesizsin. Kelimelere değil, içindeki sessizliğe gömülüyorsun. Ve orada kendini bulmak zorundasın. Ya da kaybetmek.

Okumaya devam et Hayatın Sustuğu Yer: Sabah 03.17